
Technorati Profile
|
YÜZÜK KARDEŞLİĞİ
v Gandalf:
Sauron’la İlgili Frodo’ya: “ Tek olan O’na yeter; çünkü o yüzüğü bizzat yapmıştı; o, O’nun yüzüğü ve eski gücünün büyük bir bölümünü bu yüzüğe aktarmıştı ki, tüm diğerlerine hükmedebilsin.”
“ Onu arıyor, arıyor ve bütün aklı fikri bu işte. Bu O’nun en büyük ümidi ve bizlerin en büyük korkusu.”
Bilbo’nun Gollum’u Öldürmesi Gerektiğini Düşünen Frodo’ya: “ Yaşayanların birçoğu ölümü hak ediyor. Ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. Yaşamı onlara verebilir misin? O halde öyle hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme. Çünkü en bilge olanlar bile her şeyin sonunu göremez. Ben de Gollum’un ölmeden önce iyileşeceğini pek ummuyorum, ama bir şansı hep var. Sonra O, Yüzük’ün kaderiyle bağlanmış. Gönlüm bana, bu iş bitmeden onun da ister iyi yönde olsun ister kötü, mutlaka bir rol oynayacağını söylüyor; o an geldiğinde Bilbo’nun acıma duygusu birçok kişinin-en başta da senin- kaderine hükmedecektir.”
v Frodo:
Yüzük’le Birlikte Yola Çıkmadan Önce Gandalf’a: “Elbette uzaklara gitmek bazen aklımdan geçerdi, ama bunu hep bir çeşit tatil gibi düşünürdüm; Bilbo’nunkiler gibi, ya da daha hoş, sonu hep huzurla biten bir dizi macera. Fakat bu, bir sürgün; tehlikeden, tehlikeyi peşim sıra sürükleyerek yine tehlikeye doğru bir kaçış olacak. Ve eğer tüm bunları yapıp Shire’ı kurtaracaksam, sanırım tek başıma gitmem gerekecek. Ama kendimi çok küçük hissediyorum, kökünden sökülüp atılmış gibi ve… umutsuz. Düşman öyle güçlü ve korkunç ki.”
v Gildor:
Gri Limanlara Giderken Karşılaştığı Frodo’ya: “Ama burası sizin Shire’ınız değil ki. Hobbitlerden önce burada başkaları yaşamıştı; hobbitler yok olduklarında da başkaları yaşayacak. Etrafınızda uçsuz bucaksız dünya uzanıyor. Kendinizi buraya kapatabilirsiniz, ama dünyayı sonsuza dek dışarıya hapsedemezsiniz.”
“Elfler iyice düşünmeden nasihat vermez pek; çünkü nasihat, bir bilgeden bir bilgeye verilecek olsa dahi tehlikeli bir armağandır ve her yol kötüye çıkabilir.”
Frodo: “İyi ama cesareti ben nereden bulacağım? Benim esas ihtiyacım olan o.”
Gildor: “Cesaret hiç beklenmedik yerlerden çıkar. Ümidini yitirme!”
v Sam, Yola Çıkmadan Önce Frodo’ya: “Sanki ileriyi görür gibiyim bir çeşit. Uzun bir yol tutacağımızı biliyorum, ama yüz geri edemeyeceğimi de biliyorum. Artık elfleri veya ejderhaları veya dağları görmek değil derdim. Ne istediğimi tam olarak bilemiyorum. Fakat her şey bitmeden önce benim yapacağım bir şey var ve her neyse o iş, Shire’da değil, ileride bekliyor.”
v Aragorn, Rivendell’den Ayrıldıktan Sonra Frodo’ya: “Gönlüm orada; fakat Elrond’un güzel evinde de olsa, huzur içinde oturmak yazılmamış benim yazgıma.”
v Saruman, Isengard’da Gandalf’a: “Niyetlerimizi gerçekten değiştirmemiz gerekmez, değiştiremeyiz de, sadece araçlarımız değişmiş olur”
v Elrond’un Divanı’nda:
Elrond: Son İttifak’ın zaferi tamamen meyvasız değildi aslında, ama gayesine de erişemedi. Sauron zayıflatılmış, lakin yıkılmamıştı. Yüzük’ü kaybolmuş, ama yok edilememişti. Karanlık Kule yıkılmıştı, lakin temelleri yerinde duruyordu; çünkü bu temeller Yüzük’ün gücüyle yapılmıştı ve Yüzük var oldukça onlar da dayanacaktı.”
“Deniz’in ötesindekiler (yüzüğü) bizden almayı kabul etmezler. Hayır da olsa şer de, Yüzük Orta Dünya’ya ait; onunla uğraşmak da hala burada ikamet etmekte olan bizlere düşüyor.”
Gandalf, Yüzük’ün denizde emniyette olacağını söyleyen Glorfindel’e: “Sonsuza kadar emniyette olmaz. Derin sularda bir sürü şey vardır; denizlerle karalar değişebilir. Hem, bizim görevimiz burada sadece bir mevsimi veya birkaç insan ömrü kadar zamanı, ya da dünyanın geçmekte olan bir çağını düşünmek değil. Biz bu tehlikeye bir son aramalıyız, bunu başaracağımıza dair bir umudumuz olmasa da.”
Elrond: “Tek umudumuz bu, buna umut denirse: Tehlikenin içine, Mordor’a gitmek. Yüzük’ü ateşe yollamalıyız.”
“Hükmeden Yüzük’ü kullanamayız. Yüzük, Sauron’a ait, sadece O’nun tarafından yapılmış ve tamamıyla kötüdür. Çok güçlüdür, öyle her isteyen değil, ancak zaten büyük bir kudrete sahip olanlar kullanabilir. Lakin onlar için daha da ölümcül bir tehlike arz etmektedir. Uyandırdığı arzu bile yüreği bozar. Dünya üzerinde kaldığı sürece, Arifler için dahi bir tehlike olacaktır. Çünkü ilk başta hiçbir şey kötü değildir. Sauron bile değildi.”
Gandalf Erestor’a: “Ümitsizlik mi, divanelik mi? Ümitsizlik olamaz, çünkü ümitsizlik işin sonunu kuşku duymayacak biçimde görenler içindir. Biz göremiyoruz. Bırakın divanelik bizim pelerinimiz olsun ve bizi Düşman’ın gözlerinden gizlesin! Çünkü O, çok akıllıdır ve garazının terazisinde her şeyi inceden inceye tartar. Fakat onun bildiği tek ölçü arzudur, kudret arzusu; bütün gönülleri de böyle yargılar. Birilerinin bunu reddedebileceği, hazır Yüzük’ü ele geçirmişken yok etmek isteyebileceğimiz düşüncesi, aklından bile geçmez. Eğer bunu amaçlarsak, onun hesaplarını bozarız.”
Elrond: “Bu yoldan geçmek zorundayız, lakin çok zor olacaktır. Üstelik ne kuvvet, ne irfan bizi bu yolda fazla ilerletemez. Bu maceraya zayıflar da yeltenebilir; güçlülerin umutları ne kadarsa onlarınki de o kadar olur. Nitekim dünyanın çarklarını döndüren eylemler ekseriya böyledir: Büyüklerin gözleri başka yerlerdeyken, küçük eller işleri başarmaya mecbur kalır.”
Gandalf, Bilbo’ya: “Başlatma lafı kimseye mal edilemeyecek kadar büyük bir iddia ve her kahraman büyük eylemlerde sadece küçük bir rol oynar.”
Elrond, Frodo’ya: “Zannımda bu iş için siz tayin edilmişsiniz Frodo; siz bir yol bulamazsanız kimse bulamaz. Şimdi Shire halkının zamanı, sakin tarlalarından kalkıp Ulular’ın kulelerini ve düşüncelerini sarsacaklar. Arifler arasından kim öngörebilirdi bunu? Ya da eğer arif iseler, vakti gelmeden bilmeyi ne diye umsunlar?”
Merry, Frodo’ya: “Eğer sen gitmek zorundaysan, Ayrıkvadi’de bile kalacak olsak geride kalmak bizim için ceza sayılır.”
v Haldir:
Lorien’e Gelen Kardeşlik Üyeleri’ne: “Gerçekten de Karanlıklar Efendisi’nin gücünün en iyi ispatı hala ona karşı koymakta olanların arasını açan yabancılaşmadır.”
Merry’e: “Dünya gerçekten de tehlikelerle dolu ve içinde bir sürü karanlık yer var;
lakin nice güzellikler de hala ayakta ve artık bütün topraklarda içine keder karışmış olsa da, belki de daha bile çok serpiliyor sevgi.”
v Aragorn, Lorien'de Boromir’e: “İnsan kendisi getirmedikçe ne O’nda(Galadriel Hanımda), ne de bu topraklarda(Lorien’de) kötülük bulunmaz.”
v Sam: “Keşke Yüzük’ü alsanız. O zaman işleri yoluna koyardınız. Bazı tiplere yaptıkları pis işleri ödetirdiniz.
Galadriel: “Ödetirdim. Öyle başlardı. Fakat ne yazık ki orada kalmazdı.”
v Galadriel, Gimli’ye: “Kehanette bulunmuyorum, çünkü artık bütün kehanetler beyhude: Bir tarafta karanlık uzanıyor, diğer tarafta ise sadece umut.”
v Gimli, Legolas’a: “Gönlün arzuladığı şey hatıralar değil. İsterse Kheled-zaram kadar berrak olsun, hatıra gene de bir aynadır ancak.”
v Aragorn, Galadriel’e: “Hanımım, benim tüm arzumu biliyorsunuz ve dilediğim yegâne hazineyi nicedir siz saklıyorsunuz. Yine de isteseniz dahi, onu bana vermek sizin elinizde değil; sadece karanlığın içinden geçerek varabilirim ona.”
v Legolas, Frodo’ya: “Zaman hiç durmaz, lakin her şeydeki ve her yerdeki değişim ve gelişim bir değildir. Elfler için dünya döner ama hem çok hızlı hem de çok yavaş döner. Hızlıdır, çünkü bütün öbür şeyler yanlarından çabucak geçip giderken kendileri çok az değişirler: Bu keder verir onlara. Yavaştır, çünkü kaçıp giden yılları saymazlar. Geçen mevsimler uzun, çok uzun bir nehirde durmadan tekrarlanan dalgacıklardır. Yine de güneş altındaki her şey nihayetinde bir sona doğru yıpranır.”
v Aragorn, Sam’e: “Kış bitmek üzere artık. Zaman, umudu kıt bir bahara doğru akıyor.”
v Frodo: “Yüzük varken hiçbir umut yok.”
Boromir: “Yüzük! Bu kadar minicik bir şey için bunca korku ve kuşku çekmemiz garip bir yazgı değil mi?”
v Frodo, Sam’e: “Bütün bu karışık belalar içinde sen en beterisin Sam!”
v < (Frodo, Amon Hen’de) Güneye dönerek Minas Tirith’e baktı. Çok uzakta ve çok güzel görünüyordu Minas Tirith: Beyaz surlu, binbir kuleli, dağ üzerinde mağrur ve zarif; kale burçlarında mazgallı siperlerden çelik ışıltıları geliyor, gözcü kuleleri bir sürü sancakla parıldıyordu. Yüreğine umut doldu. Fakat Minas Tirith’in karşısına daha büyük ve daha güçlü bir kale dikilmişti. O yöne, doğuya doğru çekildi gözleri istemeye istemeye. Osgiliath’ın harap olmuş köprülerini geçti, Minas Morgul’un sırıtan kapılarını, hayaletli dağları geçti ve Mordor ülkesindeki dehşet vadisi Gorgoroth’a baktı. Orada, güneş altında karanlık uzanıyordu. Dumanın ortasında ateşler parıldıyordu. Hüküm Dağı yanıyor, koca bir buğu yükseliyordu. Sonunda bakışları sur üzerine sur, siper üzerine siper, kara, ölçülemeyecek kadar güçlü, demirden bir dağ, çelikten kapı, sert taşından bir kuleye takıldı kaldı: Barad-dur, Sauron’un Kalesi. Bütün umutları söndü. >
Abone ol..
Yazarlarımız
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |